İyi Aile Yoktur - Nihan Kaya

Yakın bir arkadaşım, instagramda Nihan hanımın takipçisi olarak zaman zaman bana paylaşımlarını iletiyordu.

Yine bir gün konuşmamız esnasında iyi aile yoktur dedi. Şaşkın bakışlarımı görünce kitap ismi yahu, üzerinde düşünülecek farklı yorumları göreceksin okumanı tavsiye ederim derken gözleri parlıyordu. Bu merakla, hızlıca sipariş vererek aldığım kitabı; kimi zaman duraksayarak, kimi zaman kendimi suçlu hissederek kimi zamanda iyi ki okumuşum diyerek tamamladım.
Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.  Şimdi gelelim bende iz bırakan kitaptan kısa alıntılara…

Çocukluk Bir Cehennemdir

Çocuklu bir cehennemdir. Bunun en önemli nedeni, çocukken bize yapılan yanlışların yanlış olduğunu bilmememiz.
İyi aile yoktur. Ya da paradoks şu ki iyi aile, “iyi aile yoktur” düsturuyla hareket edebilen aile olabilir ancak. En iyi anne baba bile çocuğuna zarar verir. Anne-babanın çocuğa verdiği zararı örtbas edebilmek için anne-babalık kurumsallaştırılmış ve kutsallaştırılmıştır.

…”Evet çocuğuma karşı hata yaptım” diyen anneyle “Sen benim ne çektiğimi biliyor musun?!” “Anne olunca anlarsın!” diyerek hatasını meşrulaştıran ve sorunu kendinde değil, çocukta gören annenin ve o anneyi haklı bulan toplumun çocuğa yaklaşımında çok büyük fark olacaktır. Halbuki zayıf olan, korunmaya ihtiyacı olan, anne değil çocuktur. Annenin çektiği hiçbir eziyet çocuğa herhangi türde bir zarar vermesini meşru, mazur kılamaz.

Dokunulmayan Bebeklerin Hepsi Ölür
…Evet bakıma muhtaç olarak doğuyoruz; ama bir çocuğun özellikle yaşamının ilk yıllarında en az su kadar, hava kadar ihtiyaç duyduğu şey, anne-babasının kayıtsız şartsız sevgisi ve onu her şeyiyle kabulüdür.

…Alice Miller Beden Asla Yalan Söylemez kitabında fiziksel rahatsızlıklarımızın her birinin aslında bastırdığımız duygulardan kaynaklandığını anlatıyor…

Koşulsuz Seven ve Affeden, Anne-Baba Değil, Çocuktur
Koşulsuz seven ve affeden, sınırsız hoşgörüsü olan, yerleşik kabulün aksine anne-baba değil, çocuktur. Çocuk anne-babasını anne-babası ona nasıl davranırsa davransın sever ve zaten çocuğun dramı da buradadır. Anne baba, ne yaparsa yapsın çocuğun onu bir şekilde sevmeye ve saymaya devam edeceğini, affedeceğini içten içe bildiği için böyle rahattır. …

Saygı İtaat Değildir
Saygı, ülkemizde maalesef çok yanlış kullanılan, içi boşaltılmış bir kavram. Saygı, itaat değildir. Karşılıklı olamayan, hiyerarşiye dayalı bir şeye “saygı” adını verebilmek çok zor.

Çocuğunuzun saygıyı öğrenmesini istiyorsanız ona “saygılı ol”, “büyüklerini say!” diye öğütlemek yerine saygı gösterin. Kendisi saygı görmeyen bir çocuk, bir başkasına saygı göstermeyi nasıl öğrenebilir? Bizim çocuğa hiyerarşik bir ilişki dahilinde öğrettiğimiz şey, saygı değil olsa olsa itaat olabilir. “Büyüğe saygı” klişesi adı altında ona kendisini aşağıda, yani “alt” hissettirdiğimiz ve “üst” üne itaat etmesini öğrettiğimiz çocuk, tabii ki hayvanlara eziyet edecek, sınavda hile, oyunda mızıkçılık yapacak, yalan söyleyecek ve sonra kendisini “üst” hissedeceği bir paye bulur bulmaz altını ezecektir. Aynı, bu çocuğun anne/baba olunca kendi çocuğuna yaptığı gibi.

Hepimizin birbirimize borçlu olduğu asgari saygı, çocuğun da sonuna kadar, bizden eksiksiz olarak hak ettiği bir şey. Ne var ki doğduğu günden itibaren – hatta öncesinden- çocuğun kişilik haklarını ihlal ediyor ve ne yaptığımız bize duyurulunca da “Aman, ne olacak ki” diyerek omuz silkiyoruz. Çocuğa yapılan bütün yanlışlar, muhatabı çocuk olduğu sürece gözümüzde önemsizleşiyor.

Bir insana duyulması gereken saygı miktarının yaşla birlikte artması gerektiği düşüncesi, tamamen asılsızdır.
Geleneksel çocuk eğitimi, inisiyatif alamayan, hayatını kendi kontrolü altında hissetmeyen ne zaman ne yapması gerektiğini bilemeyen ve her adımında üst mercilerin ağzının içine bakan, bu durumu açıkça sömürüldüğünde dahi “Amirimdir. Döver” gibi söylemlerde bulunan yetişkinler yetiştirir.

Çocukken, sevgi ve kabule ihtiyacımız vardı, çünkü bunlar olmadığı sürece yaşayamayacağımızı “hayatta kalma içgüdümüz” le biliyorduk…hepimiz bu ihtiyacımızın öyle veya böyle sömürüldüğü bir çocukluk yaşadık, bize anne-babamıza borçlu olduğumuz ve ne yaparsak yapalım bu borcu ödeyemeyeceğimiz öğretildi. Anne-babamız dahil hiç kimseyi suçlamamamız için, önce anne-babaya itaati kutsal gören zihniyetimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Kimse Kimseyi Mutlu ya da Mutsuz Etmez
Kimse kimseyi mutlu etmez. Birileri bir şey yapar ve biz mutlu oluruz. Kimse kimseyi mutsuz da etmez. Yine, birileri bir şey yapar ve biz mutsuz oluruz. Bizi mutlu ve mutsuz eden davranışlara karşı çaresiz olduğumuz hissi, çocukluk çaresizliğimizden kalmadır; gerçek değildir. Kendim dışında hiç kimsenin nasıl davranacağını bilemem, kestiremem. Ama mesela sigara içilen bir ortamda, rahatsız oluyorsam şayet, kalkıp yer değiştirebilirim. Yer değiştiremeyeceğim bir ortamdaysam, nasıl olup ta bana zarar verdiği halde yer değiştiremeyeceğim bir ortama kendimi soktuğumu sorgulamam gerekir. Yer değiştirmeyip sigara içenlere kızmak; işte, bu, sağlıksız bir davranıştır.

…özellikle kadınların, kendilerini yıpratan ilişkileri sürdürmesi, hatta çoğu zaman, onlara bir erkek onları sevdiği müddetçe değerli olduklarını öğreten kültür yüzünden.
…bir çocuk dünyaya geldiği zaman, ebeveynlerinden en çok ihtiyaç duydukları şey sevgidir; yani şefkat, dikkat, ilgi, korunma, dostluk ve iletişim kurma isteğidir.

Çocuktan bizi kafamızdaki anne-baba sevgisi kalıplarına göre sevmesini, bize öfkelenmemesini, karşı çıkmamasını beklemek de kötü muameledir. Bu şekilde bizden “ayrı” bir varlık olarak kabul edemediğimiz çocuk, sevildiğini hissedemeyecek ve ömrü boyunca bu sevgiyi başkasında arayacaktır. Çocukken sevildiğini hisseden kişi, dünyada hiç kimse onu sevmese de bundan yaralanmaz ve artık yetişkin olarak kimsenin sevgisine, onayına ihtiyacı olmadığını bilir.

Bizim ihtiyacımız olan şey, çocukla ilgili şeylere çocuk açısından bakabilmek. Halbuki çocuğun derdini çözmeye çalışırken bile ona yetişkinin bakış açısıyla bakıyor, farkında olmadan, yetişkinlikle edindiğimiz değer ve yargıları kullanıyoruz…yemek masasına ayak uzatılmaması gerektiğini düşünüyorsanız, çocuğa “Yemek masasına ayak uzatılmaz!” gibi büyük cümleler kurmak yerine durumu “Biz burada yemek yiyoruz. Burası temiz. Ayaklarımızla o kadar temiz olmayan yerlere basabiliyoruz. Yemek yediğimiz yerin temiz kalması daha güzel oluyor” gibi, çocuğun anlayacağı cümlelerle izah etmeye çalışın.

Alice Miller’ın da dediği gibi, çocuğun ruhu sizin malınız değildir, anne-babasınız diye onunla dilediğiniz gibi, gelişi güzel oynama hakkınız yoktur.
Çocuğu herhangi bir şeyle tehdit etmekle onu gerçekten yapmak arasında büyük fark yoktur. Çocuklar sadece tehditten ibaret tehditlerinizin, sadece tehditten ibaret olduğunu anlayamazlar, onlardan gerçek ihtimaller olarak etkilenirler.

Kişinin Gerçek Kimliği, Anne/Baba Olunca Ortaya Çıkar
…Çocuğun ona bakanlara tamamen bağlı korunmasız bir varlık olması, bakımını üstlenen kişilerin bu duygularını onda dilediğince yaşayabilmesi için eşsiz bir imkan oluşturur. Bu durumda, annenin, olabileceği en korkunç insana çocuğuna karşı dönüşmesi için her tür psikolojik mekanizma hazır ve mevcuttur. Buna bir de çevrenin desteği eklenir. Nede olsa anne çocuğunu hastanelik edecek kadar dövmediği, açlığa terk etmediği, ona cinsel tacizde bulunmadığı ve bulunulmasına göz yummadığı takdirde ne yaparsa yapsın herkes tarafından alkışlanacak, başkalarına sert yahut fazla gelen tepkileri de “anne yüreği”, “çocuğun iyiliği için” gibi yüceltmelerle geçiştirilecektir…Evet, insan çocukluğudur. Kişinin gerçek kimliğinin, anne/baba olunca ortaya çıktığı gibi. ……

Daha fazlası için kitabımı mutlaka okumanızı ve etrafınıza da anlatarak farkındalık oluşturmanızı öneririm.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile