Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Nedir?

Cinsiyet ve onun çevresinde şekillenen pek çok kavram,toplumdan topluma kültürden kültüre değişmekle birlikte insanlara farklı boyutlarda sorumluluklar,haklar,ayrımlar, psikolojik ,bedensel ekonomik ,sosyal etkiler olarak geri dönebilmektedir.

Bu nedenle doğumumuzdan itibaren kimi zaman hiçbir dahilimiz olmadığı halde hayatımızı bütünüyle etkileyen bu konuyu ana çerçevesi ile de olsa kavramak, kavramlarını tanımlamak,farklı bakış açılarından görmeye çalışmak,mümkün olduğunca bu konudaki yargılarımızı bir mihenk taşına vurarak doğruluklarını tekrar tekrar kontrol edebilmek bizler açısından önemlidir.

  Toplumsal Cinsiyet kavramı son yıllarda özellikle daha geniş çevrelerce dillendirilmeye başlasa da,ülkemize girişi 1980'lerde feminist hareketler ile olmuştur.Kavramın ortaya çıkışı ise 1955'te seksolog doktor John Money’in biyolojik cins ile rol olarak cinsiyet arasındaki terminolojik ayrımına dayanır.İlgilenenler için bu alanda John Money’e ait sonu trajik biten bir deneyde (Bruce/Brenda David Reimer deneyi)( https://evrimagaci.org/david-reimer-zorla-kadin-olarak-buyutulen-bir-erkegin-hikayesi-965 )mevcuttur.John Money'in çalışmalarından önce bu tür bir ayrım için cinsiyet kavramı kavramı kullanılmamaktadır.

  Kavramın yaygınlık kazanması ise 1970'lerde feminist teorinin kapsamı içine girmeye başlamasıyla gerçekleşmiştir.Sonrasında cinsiyet çevresinde yaşanılan tartışmalar neticesinde ortaya pek çok yeni kavramda çıkmıştır(…Biyolojik /Toplumsal/ Kalıtımsal/Psiko-sosyal/ İç veya Dış üreme organlarına… göre cinsiyet vb) bunlara örnek olarak verilebilir

   Bu yazımız toplumsal cinsiyet hakkındaki bir dizi yazının ilk halkası olacağı için konunun ana çerçevesini belirleyecek tanımlarla yola çıkmak anlamamızı ve anlamlandırmamızı kolaylaştıracaktır. Devamında gelecek yazılarda ana kavramımızın oluşumu, kadın ve erkek üzerindeki etkileri ,çözüm önerileri genişletilerek verilmeye çalışılacaktır

Ele alacağımız ilk kavram BİYOLOJİK CİNSİYET kavramıdır bu doğuştan getirdiğimiz ve doğumhaneden çıkan hemşirenin bizi ailemize müjdelerken iç ve dış üreme organlarımız ile bizi tanımladığı biyolojik ve fiziksel özelliklerimize dayalı tanımımızdır.Bu hermafrodit (çift cinsiyetli bireyler) dışındaki kişiler için çok nettir.

  Kavramlarımızdan bir diğeri SINIFLANDIRMADIR.Bu insan beyninin çalışma sistemi ile ilgilidir, günlük olarak çevremizden duyu organlarımızla bize farkında olduğumuz yada olmadığımız bir dünya dolusu veri akışı gerçekleşir,bu da milyarlarca bilginin beynimizce işlenmesi çözümlenmesi ve karar mekanizmalarına dönüştürülmesi demektir.Sonuçta beynimizde yorulabilen bir organdır bu nedenle bu verileri çeşitli sınıflandırmalara tabii tutarak işini kolaylaştırmaya ,problemleri daha hızlı çözebileceği ayrımlar yapmaya,kendince kısayollar oluşturmaya çalışır.Beynimiz bunu bireyleri yada sosyal dünyayı algılaması sırasında da kullanmaya başladığında SOSYAL SINIFLANDIRMA kavramı ortaya çıkar ki bu sınıflandırmalarımızın yoğunlaşması ile biz,onlar, bizimkiler,ötekiler ayrımı artar grup davranışları oluşur ve toplumsal yaşamda başımıza birçok sorunada bu sınıflandırmaların kemikleşmesi yol açar.

    Bunca sınıflandırma yapan beynimiz bir de bunları tasnif edip belirli kalıplara yerleştirir bu kalıplarda bizim ÖNYARGIlarımızı; yani bir şey hakkında bilimsel bir dayanağı bir somut nedeni olmaksızın öznel olarak oluşturulmuş yargılarımızı meydana getirir.Yargılarımız zamanla çevreden de gelen etkilerle öyle genişleyip yerleşirki KALIP YARGILAR oluşmaya başlar.’’Erkekler ağlamaz’’,’’ Kadınlar duygusal kararlar alır’’,’’ Şu ırka mensuplar şöyledir, şu şehirdekiler böyledir’’ gibi sıklıkla kullandığımız cümleler kalıp yargılara örnek olarak verilebilir.Kalıplar olay akışları sırasında bize karar verme mekanizmalarında şüphesiz ki kolaylıklar sağlar,ancak  hepimiz bilirizki bu kolay kararlar neticede en doğru kararlar anlamına gelmez ve birçok bir bireyin ve cevresindekilerin hayatında da geri dönüşü zor hasarlara yol açabilir.

 Kalıplardan yola çıkmışken kalıplarımızın  en büyük dostlarından biri olan AYRIMCILIK kavramını da mutlaka anlamamız gereklidir.Çünkü toplumsal barışı en çok tehdit eden,bireylerin hayatını çoklukla çekilmez kılan da bu kavramdır.Ayrımcılık kendimizi tanımladığımız bir ‘’biz’’ üzerinden ürettiğimiz tüm ‘’ötekileri’’ maruz bıraktığımız etkilerdir.Kimi zaman bunu aynı özelliklere sahip bireylere farklı davranarak,kimi zamanda farklı durumdaki bireylere aynı davranarak yaparız.İkisinede birer örnek verecek olursak;Aynı şartlara sahip eğitim,bilgi,birikim,kültür vb. iki bireyin iş başvurusunda yalnızca derisinin rengi nedeniyle birini diğerine tercih etmemiz aynı durumdakilere farklı davranarak ayrımcılık yapmak iken;Engelli olan bireyler için seyahat engellerini ortadan kaldıracak şehir planlamalarına gitmememizde,farklı durumdaki bireylere aynı davranarak yaptığımız bir ayrımcılıktır.

  Ayrımcılığı zıt yönlüde olsa  takip eden eşitlik ve adalet gibi iki ana kavramdan da söz etmeden geçmemek gereklidir.Eşitlik sanırım üzerinde en çok söz söylenmiş ancak ortak bir sonuca varılama mış kavramlardan biridir,temel olarak EŞİTLİK;insanların aynı ya da eşdeğer muamele görmesi ilkesidir.Ancak teoriden pratik alana geçtiğimizde bu mutlak eşitlik tanımının mümkün olmadığı hepimiz tarafından deneyimlenmiştir,çünkü doğuştan getirdiğimiz farklılıklar kadar yaşadığımız çevreninde bizdeki etkileri ile ortaya çıkmış pek çok farklılık mutlak eşitliği engellemektedir.Eşitlik kavramının topluma bakan yönü ise TOPLUMSAL EŞİTLİK ile ifade edilirki, toplumsal eşitlik;yasalar karşısında temel hak ve özgürlüklerde belirli bir topluma ait bireylerin veya grupların eşit koşullara sahip olma durumudur ki bu daha sonraki yazılarımızda da bahsedeceğimiz bireyin cinsiyeti ve buna bağlı ayrımcılıklar da önem kazanan bir kavramdır.

İnsanın en küçük parçası olan atom ve alt parçaları haricinde mutlak eşitliğin olmadığı bir dünyanın mevcut olduğu aşikârdır, bu durumda da ADALET kavramı bizler için önem kazanmaktadır.Adalette tıpkı eşitlik gibi ortak bir tanıma ulaşılamamış kavramlardandır,ancak temel bir tanım verecek olursak Adalet,hakkın gözetilip yerine getirilmesi olarak tanımlanabilir.

    Konumuz hayatın tamda merkezinde yeralan insan ile bağlantılı olduğu için çevresinde anlaşılması gereken pek çok kavram daha bulunmaktadır, Ayrışma(Yatay ve Dikey) aile ve toplumda görülen Şiddet,Ataerkillik,Aile vb.gibi,ancak bunları devam edegelen yazılarda ele almaya çalışacağız, bunun için ana konumuz olan toplumsal cinsiyet kavramının ne olduğunu açıklayarak yazıma son vermek istiyorum.

   TOPLUMSAL CİNSİYET biyolojik cinsiyetten farklı olarak toplum tarafından tanımlanıp çerçevelendirilerek kadın ve erkeklere yüklenen rolleri ve sorumlulukları ifade eder.Bu yazımızın başındada belirtiğimiz gibi toplumdan topluma değişebileceği gibi farklı zamanlarda ve şartlarda da farklılıklar gösterebilen bir değerler zinciridir.Örneğin 1. ve 2. Dünya Savaşı'nda erkek işgücünün silah altına alınması ile birlikte kadınların geleneksel rollerinde ve çalışma alanındaki istihdamlarında dolayısıyla toplumsal cinsiyet tanımlarında çok büyük farklılıklar oluşmuştur.Bu yönüyle toplumsal cinsiyet tekrar tekrar tanımlanabilen genellikle de gücü elinde tutanların sınırlarını belirlediği bir olgudur.

  Bir sonraki yazımızda toplumsal cinsiyeti oluşturan farklı parçalardan söz ederek bu çevresinde bir yığın alevli tartışmanın dönüp durduğu kavramın labirentlerinde  yolumuza devam edeceğiz.Bir sonraki yazımıza kadar hayata farkındalık penceresinin nefes aldıran kanatlarını sonuna kadar açarak bakmanız dileğiyle.

Sevgiler,

Fevziye Özge, Sosyolog, Aile Danışmanı

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarın Son 5 makalesi