Probleme Değil Dürtüye Odaklanmak

Kişinin kendini onarması, ancak onarılacak yanını kabul etmesi ile başlar. Bu "kabul" sadece bir itiraf değil, aynı zamanda hüzün kokan bir karşılama, buyur etme içermelidir.

Geçenlerde bir arkadaştan mesaj aldım. Çocukken abisiyle yaptığı kavgalardan, abisinin ona nasıl da acımazsa şiddet uyguladığından bahsediyordu.
Hatıralar maziden günümüze bilinç düzeyindeki hafızayla, duygular ise bilinçaltı ile yolculuk yapar. Zaten bilinçaltına duyguların hafızası denir. Bilinçaltındaki duygular benliği oluşturur. Olumsuz duygulardan oluşan benlik, yaralı bir benliktir ve dürtüye açık olur. Çürük dişin sıcağa, soğuğa, havaya hassasiyeti gibi rahatsızlık verir. Bu nedenle mesajı ileten kişi, o günler geride kalmış olmasına rağmen, şimdi kendi çocuklarının kavga etmesine tahammül edemez hale gelmiş.

"Çatışmaların şiddetlendiği anları, çocuklara problem çözme becerisi kazandırmak için birer fırsat gibi görebilmek gerekiyor. Bunun ne kadar zor olduğunu biliyorum. Dolayısıyla ebeveynlerin de kendilerini bilgi alanında yetiştirmeleri, duygu alanında genişletmeleri gerekiyor." demiştim. Şu ana kadar daha çok bilgi kısmını konuştuk. Şimdi de duygu alanını yani "ruhsal genişleme" kısmını konuşma zamanı.

Kişinin hayata karamsar bakması çoğu zaman öyle gördüğü için değildir. Böyle düşünerek içindeki değersizliği yaşatma ya da ispat etme çabası içindedir. İşler yolunda gitmediğinde karalara bağlamak, meseleyi büyütmek, kişinin küçük bir olay karşısında yıkıldığını, yetersizliğini gizleme çabasıdır.
Basit bir olaya büyük bir tepki vererek adeta, meselenin küçük, hissettiği değersizliğin sebepsiz olmadığını ispat etmeye çalışır. Bazen, çizdiği karamsar tablo gerçekleştiğinde olaya üzülmek yerine haksız çıkmamış olmanın tuhaf hazzını yaşar. Bu haz, kendine söylediği yalanın yaşıyor olmasının sevincidir.

Onarmak, kabul etmekle başlar

Kişi kendini bir hayal kırıklığı olarak görüyorsa (ben algısı), problemlerin, çaresizliğini ve acziyetini hatırlatmasını istemez. Aslında kabullenemediği problemin kendisi değil, hatırlattıklarıdır. Oysa insan acizdir. Bu onun kişiliği ile değil, yaratılışı ile ilgilidir. Bu gerçekten kaçtığımız kadar, kovalanıyor hissi yaşamaya devam ederiz.

İşte, bilinçaltı kişiye böyle illüzyonlar yapar. Değersizlik, yetersizlik, suçluluk gibi köken duygulara temas ettirmemek için her yolu dener. Çünkü kendimizle yüzleşmek, bir endam aynasının karşısına geçip kendimize bakmak acı verir. Bu acıya katlanamazsak, kavga edip birbirlerine bağıran çocuklarımıza bağırmamalarını bağırarak söylemek gibi kısır bir döngü içinde yaşamaya devam ederiz. Pişman oluruz ama içimizdeki bakteriler üremeye devam eder. Bir süre sonra negatif enerji tekrar yüklenir. Deşarj olma ihtiyacı hâsıl olur ve tıpkı bir volkan gibi yine patlarız. Ya da bazıları kendi içinde patlar. Depresyona girer, uykuya kaçar, yerinden kalkacak hali kalmaz.

Oysa kişinin kendini onarması, ancak onarılacak yanını kabul etmesi ile başlar. Bu "kabul" sadece bir itiraf değil, aynı zamanda hüzün kokan bir karşılama, buyur etme içermelidir. Kişi sanki yıllardır görmezden geldiği birini ağırlamanın mahcubiyetini ve sonunda hoşâmedi etmenin rahatlığını içinde duyarak "kendi gerçekliğini" ağırlamalıdır. Kişinin gerçekliği "duyarsızlık dahi olsa" önce onu misafir etmelidir. Çünkü gerçekliğe dönülmeden "kendiliğe" kavuşulmaz.

Yüzleşmekten kaçmayan kişi problemin kendisine odaklanmaz. Problemden kaynaklanan dürtüsüne, içinde uyanan hisse odaklanır. Çoğu zaman dürtüsüzlüğe ulaştığında olayın kendisi de problem gibi görünmemeye başlar. Ya da aşılmaz gibi görünenler daha kolay çözülmeye başlar.

Problemi, problem yapan hislerimiz olmasın?

Yüzleşmekten kaçmayan kişi problemin kendisine odaklanmaz. Problemden kaynaklanan dürtüsüne, içinde uyanan hisse odaklanır. Çoğu zaman dürtüsüzlüğe ulaştığında olayın kendisi de problem gibi görünmemeye başlar. Ya da aşılmaz gibi görünenler daha kolay çözülmeye başlar.
Kişi, pozitif enerjiyi kaybetmeden negatif enerjisi boşaltmanın yollarını öğrenmeden duygularını yönetemez. Bunun için gerekirse bir uzman desteği almaktan çekinmemek gerekiyor. Karnımız ağrıdığında dâhiliyeye, bademciklerimiz şiştiğinde KBB'ye gittiğimiz gibi ruhumuz, kalbimiz ağrıdığında da psikolojik destek almak gayet doğal bir süreç olsa gerek. Herkesin danışmanlık hizmeti alması mümkün olmayabilir. Birkaç kısa tavsiyem olacak bu nedenle…1

  • Ceza ve ödülün çıkmaz sokak olduğuna "şüphesiz" inanmalı

İyileşme yolundaki ilk soru "ne yapmalıyım?" değil, "ne yapmamalıyım?" olmalı. İnsan yapmaması gerekenlere giden yolu kati surette kapatmazsa, bilinçaltı her fırsatta o delikleri kaçış yolu olarak kullanacaktır. İşin içinden çıkamadığında içine dönmek yerine, "ama hak etti!" diyecektir. "Bizi de dövdüler, ne olmuş yani!" diyecektir. "Duyarlılık falan filan geç bunları, gerçek dünya öyle bir yer değil." diyecektir. Ve bu illüzyon ona çok gerçekçi görünecektir.

  • Kendini olumlu ve olumsuz duygulardan bir süre yalıtmalı

Aslında şu günler buna o kadar müsait ki… Yalıtım, kişinin bir süre (en az 4 hafta) kendini olumlu ve olumsuz dürtü veren kaynaklardan uzak tutmasıdır. Bu aslında yeni bir şey değil. Bizim kültürümüzde buna benzer öğretileri bulmak mümkün. Halvet, çile, itikâf gibi süreçler benzer mantığa dayanıyor. Yine Uzakdoğu kültüründeki yogaya ait öğretilerde de bu var. Çünkü insanın derinliklerinde yatan sesleri duyabilmesi için sessizliğe ihtiyacı var. Gürültülerden arınmaya ihtiyacı var. Onu oyalayan meşgalelerden uzaklaşmaya ihtiyacı var. Sosyal medya, WhatsApp kullanmama, haberleri takip etmeme, müzik dinlememe, şarkı söylememe, uykuya kaçmama, eş ve çocuklar haricindeki kişilerle görüşmeme, iş yerindeki ilişkileri, iletişimi yüzeysel düzeyde tutma, duygu dünyasına indirmeme gibi… Gürültülerden arınmış böyle bir zaman diliminde kişi iç seslerini, hislerini duymaya, takip etmeye yönelmeli.

  • Biyolojik ritmi yavaşlatmalı

Yalıtım sürecinde oyalanma davranışlarından uzaklaşınca aynı zamanda bunların hızlandırıcı etkisinden de uzaklaşmış olunur. Bunun dışında metronom (30bpm) kullanarak zihin egzersizleri yapılabilir.

  • Gerçekliğe dönmeli

Kişi, yalıtım süresince benliğinin zarara uğrayan yanlarını hissetmeli. İhmal edilen çocukluğunu duymalı. Kendisi de onu görmezden gelmeyi bırakmalı. Duygu dünyasında onunla tekrar buluşarak kendinin teselli edicisi olmalı. Kendi duygularına karşı başlayan duyarsızlığını nasıl da çevresine yansıttığını hissetmeli. "Kendisine ait olmayan" duyarlı davranışlarını terk etmeli ve duyarsız dahi olsa kendi (bozulmuş) gerçekliğine dönmeli. Onu bir süre misafir ettikten sonra sağlıklı bir gerçekliğe yola çıkmalı.

  • Değerlilik hissi oluşturmalı

Kendisini çocuklarının gözünde bir baba, bir anne olarak seyretmeli. Eşinin gözünden kendine bakmalı. Dünyadaki milyarlarca insandan biri kadar sıradan ama çocukların tek babası, eşinin tek yol arkadaşı olmak kadar değerli hissetmeli.

  • Yapabilmenin hazzını hissetmeli

Duygularını yönetebilmekten kaynaklanan hazzı hissetmeli. Bu hisle iradesine güç katmalı.

  • Düştüğü zamanda en kısa sürede kalkıp devam etmeli

Duygularını yönetemediği zamanlarda kendini salmamalı. Kendini kınayıp, yerden yere çarpmamalı. Yaptıklarının onu değersiz kılmayacağını, sadece duygusunu yönetememiş birisi yapacağını hatırlamalı ve kaldığı yerden devam etmeli.

* Bu tavsiyelerin detaylarını Pedagog Adem Güneş'e ait "Bırak ve Rahatla" kitabında bulabilirsiniz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…


Gökhan Güven, Sosyolog, Aile Danışmanı

 

Yorumlar  

+4 #2 Ömer Berber 03-06-2020 10:11
gayet güzel bir yazı çok sağolun
Alıntı
+3 #1 Gorki 03-06-2020 09:22
Çok başarılı, teşekkür ederim.
Alıntı
Gökhan Güven

Gökhan Güven

Sosyolog, Aile Danışmanı